11 Ağustos 2011 Perşembe

Necromancer

Üçüncü albümden bir kare
Masumlar hikayesinden
Çizgi: Korkut Öztekin
Yazan: Aziz Tuna C.
link

7 Temmuz 2011 Perşembe

Deli Gücük’ün Yürüdüğü Rivayet Olunan Yerler Ve Fiilleri

1800 : Doğanyer köylüleri, ova höyüklerinden birinde çığıran yedi karganın taşıdığı kara saçlı bir bebek bulur.

: Başka bir rivayete göre Kargalar Padişahı, kendisine derman veren bir oğlana, Hikmetini ve Kargalar üzerinde Kelam sırrını bahşeder.

1801 : Taraklıhatun’un doğumu. Ailesi, çift cinsiyetli bebeği zebani dölü diye boğmaya çalışır. Bebeğin yanına kimse yaklaşamaz.

1807 : Anadolu’da büyük Eşkıya hareketleri.

180?: Kargaları Konuşturan bir Ermiş, Arap bir seyyahı haydutlardan kurtarır (11 şahit önünde)

1809-1812: Doğu Yaylalarında Alkarısı’nın köyleri bastığına dair vakalar.

18??: Deli Gücük ve Alkarısı bir dağ başında savaşır (2 yeminli şahit var)

18??: Yüzbaşı Baha’nın doğumu.

1817: Başka bir rivayete göre Mezararkalı, sonradan Gücük olacak sübyanın tüm soyunu, sopunu, kavmini, köyünü katleder. Sebebi meçhul.

1820-1850: Anadolu’nun her köşesinden, dev bir Karga Güdücü’ye dair vakıalar, havadisler geliyor. Bu meçhul zat, eşkıyalara, çapulculara, yoz zaptiyelere, kaçakçılara saldırıyor.

1850: Deli Gücük aşıkları kavuşturuyor, hovardalara ve delilere görünüyor.

1853: Bulgar Rumelisinde, bir Arnavut cini, bölgedeki son eşkıya grubunu katlediyor. Yürüyen bir korkuluğa dair rivayetler.

1855: Deli Gücük, Kırım Sevastopol Körfezinde, Vos’moi sınıfı, 74 toplu Nikolai Belomorski fırkateynine saldırıyor. 248 ölü. Rus ve İngiliz kayıtları çelişkili.

1858: Deli Gücük, Ören bölgesinde kaçırılan bir kızı kurtarıyor, eşkıya-zaptiye kumpasını bozuyor. (17 ölü, 5 şahit).

1866-1869 : Büyük Cin Savaşları...Deli Gücük, Anadolu’daki tüm tabiatüstü varlıklara savaş açıyor. Yaylalarda tuhaf ışıklar, gümbürtüler.

1870: Deli Gücük’ü madenlerde, ormanlarda, ırmaklarda görenlerin yeminli ifadeleri. Bu mekanların koruyucu ruhu addediliyor.

1877-1878: Deli Gücük Plevne’de ortaya çıkıyor. Tek başına bir Rus topçu bataryasını ve bir Kazak süvari alayını imha ettiğine dair gizli Rus evrakları mevcut.

1879: Deli Gücük Anadolu’ya dönüyor. Meşhur eşkıya Uzun İskender’e saldırıyor.

1880: Garip bir varlık, yaylalarda, kaçırdıkları oğlanları hadım edip saraya satan esircilere saldırıyor. Sağ kurtulan yok.

1883: Konya’nın bir köyünde, bir köylü tarlasında uyuyan Gücük’ün bir zebani oğlak kovaladığını söylüyor.

1884: Irmak Kızı’nı görenlerin yeminli ifadeleri.

1885-? : Deli Gücük Ege’de...kendisini linç etmeye kalkan toprak ağalarıyla savaş. İki ayaklı atların yürüdüğü rivayet ediliyor.

1886: Gücük, bir köyü, it-kafalı çapulcu mahluklardan temizliyor.

1887: Deli Gücük Yüzbaşı Baha’ya karşı.

1890?: Yazıcı Mustafa Ağa’nın Katli. Ayinmez Ormanında Kuyruklular yürüyor.

1900: Yüzyıldır korku salan Deli Gücük’ün karşısına öz vicdanı dikiliyor.

1901: Deli Gücük bir sanat ehlini, Art Ayaklı Ayanlar’dan kurtarıyor.

1911: Sarıpınar Köyünde korkunç cinayetler. Deli Gücük canavarla savaşıyor.

19??:Deli Gücük Köpekler Adası’nda.

1913: Yanya Civarındaki ormanlarda kendi kellesini kesip ağaca çivileyen bir varlığa dair rivayetler.

1916: Hasta Adam’ın siperlerde ilk göründüğü yıl.

1917: Hicaz tren yolunda savaşlar.

1917: Hasta Adam son kez görülüyor. Gökten ölü kargalar yağıyor.

Çizgi: Ethem Onur Bilgiç

6 Temmuz 2011 Çarşamba

16 Haziran 2011 Perşembe

28 Mayıs 2011 Cumartesi

2 Kasım 2010 Salı

Gürdal Akkoç: "Esin Dediğin Çizebilen Adama Yeteneğin Promosyonu"

Gönlünüzü çalan ilk çizim/ilüstrasyon hangisiydi?

Alfa yayınları’nın yayınladığı Conan sayı 147’nin kapağı. Jusko çizmiş idi. Hatta linkini de vereyim: http://nedesem.com/conan.jpg

Deli Gücük çizmenin hoş ve çetin yönleri neler? Sizin için kimdir Deli Gücük?

Deli Gücük çizmenin çetin yönü yok benim için. Kargalarını çizmek biraz zaman alsa da, memleketten bir şeyler çiziyor olmak, insanın içinde ayrı bir enerji yaratıyor. Deli Gücük’ün benim için kim olduğuna gelince, Gücük, bu memleketin hala ve gerçekten ihtiyacı olan tek şey: adalet. Ve Gücük, en üst mertebeden, en alttakine kadar, şikayet edebileceğiniz tek merci.

Bir Deli Gücük senaryosu çizimini ne kadar sürede tamamlıyorsunuz?

Senaryo geldikten sonra sayfa düzenlemelerini yapmak bir kaç saat alıyor. Sayfayı komple eskizlemek bir iki saat, çinilemek de bir üç saat. Tabii bu süreler tablet kullanarak çizdiğim için bu kadar kısa. Çok yaşa CTRL + Z, çok yaşa Manga Studio diyorum.

İyi çizer nasıl olunur? Talim mi, ilham mı? Disiplin mi, esin mi?

Gerçi iyi çizerin ne olduğuna bağlı ama, çizdiğini kendin gibi çizip, bolca talim yaparsan, bir yerden sonra disipline ihtiyacın kalmaz diye düşünüyorum. Ha, deadline varsa başka tabii... Esin dediğin ise zaten çizebilen adama yeteneğin promosyonu...

Issız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç çizer kimler olurdu?

Zor soru. Güçlü kuvvetlilerinden üç tane seçerdim herhalde, ne yapacağım adada çizeri?

Gölge kullanımına özel bir bilinç ve titizlikle yaklaştığınız görülüyor, hangi ilkelere göre bu ışık-gölge zıtlığını ayarlıyorsunuz?

Aslında kare neyi gerektiriyorsa ona göre kontrastı ayarlıyorum ancak bazı karelere “ulan biraz daha siyah vurayım da havalı olsun” dediğim de oldu. Bunun tam bir açıklaması olmadığı için net bir cevabım yok, çizerken bir yandan da seyrettiğiniz için göz, kendisi uyarır, “bak şurası fazla beyaz kaldı, karartalım orayı.” diye...

Çizgi roman tercihleriniz neler? Gözdeleriniz ve keşifleriniz?

Uzun zamandır çizgi roman satın alamadım. En son okuduğum çizgi roman Red Sonja idi, o da doğum günümde hediye gelmişti...

Bugünkü haliyle dünya bir tablo olsaydı, köşesinde hangi ressamın imzasını görürdük?

Muhtemelen Simon Bisley.

Son olarak. . .Deli Gücük mü döver, Cinhan mı?

Bu ikisinin kavga etmek yerine bi hana gidip beraber kımız içeceklerini düşünüyorum ben.

seruven.org'tan alınmıştır.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Uğur B. Sertçelik: “Çizgi Romanın da Bir Mühendisliği Var”

Deli Gücük çizerlerinden Uğur ile sanat, hayat ve çizgi romanlar hakkında konuştuk.


Uğur, mühendis olup sanatla uğraşmak nasıl bir şey...
Mühendis olup sanatla uğraşmanın benim açımdan en ilginç noktası, farklı iki yaşam tarzını bir arada sürdürmek olabilir. Şöyle açıklıyayım, gündüz herkes gibi işime gidiyorum, akşamları ve haftasonları ise yıllarca okuyup kendilerine özendiğim kostümlü çizgi roman kahramanları gibi gizli kimliğime bürünüp çizmeye başlıyorum…Son dört yıldır bu şekilde çalışıyorum.

İster istemez bir kıyaslama yapmış olmalısın. Güzel Sanatlarda yüksek lisans yaptın çünkü…

Bir kıyaslama yapmam gerekirse, mühendislik ve çizgi roman çok uzak konular değil bence. Çizgi romanın da bir mühendisliği var. Çünkü sanat yapıyorum diyip devasa tuvallere boya bidonları fırlatıp hah bu oldu! demiyorum. Çizgi roman öncelikle bir disiplin işi, zamanı çok iyi kullanmak lazım, belli bir plan doğrultusunda çalışıp, bir senaryoyu size ayrılan birkaç sayfaya en doğru şekilde ve okuyanın en rahat anlayabileceği şekilde aktarmak lazım, bu da mühendisliğe çok uzak bir nokta değil bence. Her çizer kendi tarzını oluştururken yaptığı şey de tam anlamıyla bu işin mühendisliği. Bir çizeri çizgisinden tanırız. Çizer de bu çizgiyi oluşturana kadar farkında olmadan uzun bir süre bu işin ARGE’sini yapıyor. Bir çizeri diğerinden ayıran da, belli sorunlara getirdiği çözümler oluyor ve bu da onun tarzını oluşturuyor. Çizgi roman ve mühendislik denilince aklıma Scott Mc Cloud geliyor; “Çizgi Romanı Anlamak”, “ Çizgi Romanı Yeniden Keşfetmek” diye iki kitap yazdı, şu anda MIT’de, Microsoft’ta, Electronic Arts’ta görsel iletişim seminerleri veriyor.

Sanatçı kaprisi yapmıyor musun örneğin
Yukarıda da bahsettiğim tuvallere boya bidonu fırlatıp sanat yapsaydım ve hayatımı bununla kazansaydım çok güzel kapris yapardım.

Senin için karikatür kökenli diyebilir miyiz? Şimdilerde foto realistik işler yapıyorsun o yüzden sordum…

Ben kendimi pek öyle görmüyorum. Karikatür konusunda hiçbir zaman çok hevesli olmadım, para kazanmak için yaptığım işler genelde karikatüre yakın olduğu için uzun bir süre öyle çizdim. Şu anda yaptığım işler için pek foto realistik diyemem ama Tam Macera’ya çizdiğim Meşhur Hafiyeler öyleydi, bir sayfayı bazen 3 günde bitiriyordum. Gerçekten çok yorucu ve sabır gerektiren bir süreçti. Zaten şu anda en çok kafayı yorduğum nokta da bu, kaliteli bir iş çıkarıp aynı zamanda nasıl hızlı çizerim bunun yolunu bulmaya çalışıyorum. Genelde günde 1 ya da 2 sayfa (çinileme hariç) çiziyorum. Ve şunu farkettim ki bu tür hızlı çizilen sayfalar daha önceden çizdiğim foto realistik işlere göre daha tatmin edici oluyor (ya da zamanımın eskisinden az olduğu gerçeği yüzünden kendimi kandırıyorum :)

Çizgilerinde gore etkisi çoğaldı. Korku literatürünü andıran grotesk sahne ve tiplemeler kullanıyorsun. Üzerine kalacak, Slayer hikâyecisi olacaksın…

Keşke olabilsem. Son zamanlarda daha fazla bu tür şeyler çizmeye başladım ve galiba kendiliğinden bir yönelme oluştu. Ayrıca yaratık çizmekten zevk almayan çizer yoktur sanırım.Çizerken benim için önemli olan farklı duygusal ifadeleri verebilmek ve hikayede bir atmosfer oluşturabilmek. Korku hikayelerinde de bunu yapmamı sağlayacak yeterince malzeme var. Bunun yanında çok ağır bir melodram senaryosu gelseydi onu da bayıla bayıla çizerdim, ama ne yazık ki gelmiyor……

Görsel olarak kendini nasıl besliyorsun? Filmler, fotoğraflar…

Sinema, çizgi romanlar ve mizah dergileri diyebilirim. Genelde isme göre takip ediyorum, yani genelde beğendiğim yönetmenlerin filmlerini izliyorum, çizgi romanda ise çizerine göre., Hikaye ne kadar güzel olursa olsun beğenmediğim bir çizerin kitabını sonuna kadar okuyamam. Mizah dergileri de Suat Gönülay, Galip Tekin, Kemal Aratan, Bülent Arabacıoğlu, İlban Ertem gibi ustaları tanımama vesile oldu. Bir hikayeye hazırlanırken filmlerden ve fotoğraflardan yararlanıyorum . Genelde mekan çizerken filmlerin karelerini dondurup bakardım, ama artık vaktim olmuyor. Bu konuda internet çok işime yarıyor, mümkün olduğunca fotoğraf referanslı çizmeye çalışıyorum. İlk çizdiğim hikayelerde herşeyi bakarak çiziyordum, mesela bir ceketin kıvrımlarını çizmek için bile fotoğraf araştırıyordum, şu anda sadece obje ve mekanlar için fotoğraf kullanıyorum.

Deli Gücük sence bir korku karakteri mi?

Amacı korkutmak olsaydı böyle bir şeyi kabul edebilirdim, ama hikayelerin sadece korku türüne ait olamayacak kadar zengin olduklarını düşünüyorum.

Çizgi roman aksiyondur diyenlerden misin?

Kesinlikle böyle bir düşüncem yok, olsaydı zaten o tür şeyler çizerdim. Soru aklıma Örümcek Adam çizeri Ross Andru’yu getirdi, bu türün en iyi örneklerini verdiğini düşünüyorum.

Kargalar konuşur mu?

Akıllı hayvanlar olduklarını biliyorum, konuşsalar bile az ve öz konuştukları kanaatindeyim.

Fotoğraf: Kerem Yücel

seruven.org adresinden alınmıştır.

27 Temmuz 2010 Salı

Deli Gücük’ün Kalabalık Bilinçaltı




Geçen sene Kamra Yayıncılık tarafından yayımlanan Deli Gücük -Osmanlı Taşrasından Korku ve Dehşet Hikâyeleri-, Türkiye’de ilk kez farklı yazar ve çizerlerin çalışmalarıyla katkıda bulunduğu bir çizgi roman albümü olma özelliğini taşıyordu. 12 yazar-çizer hayalgücünde olan bir kahraman vardı karşımızda. Aynı kahramanın yeni maceralarıyla dolu ikinci Deli Gücük albümü “Alacakaranlık Zamanlar”, raflardaki yerini aldı. Deli Gücük’ün karanlık bilinçaltı kadrosu yine sıkı bir çalışma ortaya koymuş.

232 sayfalık çizgi roman kitabında 16 çizgi roman ve usta işi illüstrasyonlarla zenginleştirilmiş 3 öykü bulunuyor. Editörlüğünü Levent Cantek'in yaptığı kitapta Aziz Tuna C., Murat Başekim, Özgür Kurtuluş, Emre Kuzuoğlu, Ömer Bahri Gördebak ve Can Dağ yazar olarak katılıyor. Coşkun Kuzgun, Uğur Bülent Sertçelik, Çağrı Coşkun, Murat Gürdal Akkoç, Ozan Küçükusta, Selçuk Ören, Ethem Onur Bilgiç, Murat Başol, Varol Gökdamar, Emre Yüce çizgi roman sayfalarıyla; Mert Yavaşça, Koray Kuranel, Turgut Demir, Elif Varol Ergen, Zeynep Özatalay, Melike Acar, Yıldıray Çınar, Fatih Okta, M.K. Perker ve Kenan Yarar ilüstrasyonlarıyla yer alıyor. Kitabın sonunda Can T. Yalçınkaya'nın korku çizgi romanları üzerine bir yazısı da bulunuyor.

Anadolu Gotiği
Anadolu topraklarına has sözlü gelenekten yola çıkan anlatıları çağrıştırmasına rağmen alternatif bir havası olan, bize has gibi gözükse de gotik atmosferiyle evrensel bir tadı da olan bir çizgi roman Deli Gücük. Tepesinde ölümün kanatlı temsilcileriyle gezen, genellikle iyilik yapmasına, alçaklarla kendi yöntemleriyle hesaplaşmasına rağmen son derece tekinsiz bir seyyah, mistik bir eşkiya avcısı olan olan Deli Gücük’ün maceraları yine farklı hikâyeciler tarafından yazılıp farklı çizerlerin kaleminde hayat bulmuş.

Aynı kahramanı, aynı albüm içinde farklı yazar ve çizerlerden takip etmek Deli Gücük okurlarına has bir zevk. Bu deneysel ve kolektif yaklaşım sayesinde kahramanımız aynı ruha sahip olsa da görünümü ve kaderi sürekli değişiyor. Her zaman sakallı, uzun saçlı, iri, hırpani olsa da bazen bir black metal grubunun solistine benziyor, bazen biraz daha evcilleşip yönetmen Zeki Demirkubuz’u veya Barış Manço’yu andırıyor. Deli Gücük’ün maceralardaki ağırlığı da çizim tarzı gibi standart değil. Bazen hikâyelerin merkezinde yer alıyor, bazen geri planda, bir tür gözlemci konumunda kalıyor. Bu yapıya alışan okur da her yeni hikâyede Deli Gücük’ün mevzuya nereden ve nasıl dahil olacağını merakla beklemeye başlıyor.

Deliliği Yüceltmek
Farklı yazar ve çizerlerin yaratıcılığından beslenmek, adı “deli”ye çıkmış bir kahramanı anlatmak için ideal bir yöntem aslında. Ne yapacağı belli olmayan, ruh hali sürekli değişen bir karakterin, sürekli değişen yazar-çizer kadrosu tarafından ele alınması son derece esprili bir yöntem. Bu kadar boyutlu ve katmanlı bir karakteri tek bir görüntüye ve ruh haline indirgemek haksızlık olurdu. Zaten karakterin tekinsizliği, her öyküyü başka birinin yazmasından kaynaklanıyor biraz da. Aynı figürü farklı açılardan gördüğümüz kübik bir resim mantığı hakim Deli Gücük’te… Üstelik hem görsel hem de metinsel açıdan…

Genel olarak deliliği yücelten bir duruş var karşımızda. Deli Gücük sözde akıllı olanlara yol gösterip ders veriyor. Bazen onların vicdanı oluyor. Bazen öykülerde denge unsuru oluyor. Veya her şeyi düzenleyen görünmez bir el... Tepesinde uçuşan kara kargalarla birlikte nereden gelip nereye gittiğiyse her zaman belirsiz…

Deli Gücük’ün kareleri şiddet açısından da gayet cüretkâr… Sayfaların arasında canlanan başsız köpeklere, kargalar tarafından gözü oyulanlara, kılıçla kafası uçurulanlara, hatta kendi kafasını kesip yoluna devam edenlere rastlamak mümkün. Konuşan veya değişime uğrayan hayvanlar gibi fantastik öğeler de karşımıza çıkabiliyor. Cinler, hortlaklar, haydutlar öykülerden eksik olmuyor. Bu özellikleriyle de yerli çizgi roman geleneğinin uzak geçmişi anlatan salt kahramanlık hikâyelerinden farklı bir duruşu var Deli Gücük’ün.

Adalet ve intikam ekseninde dönen hikâyeler klasik anlamda olmasa da efsaneleri çağrıştırıyor. Efsane denen şey herkesin kendince anlattığı bir anlatıysa eğer, her Deli Gücük hikâyesinin farklı yazarlar ve çizerler tarafından kaleme alınması büyük isabet.

Öykü, çizgi roman ve İlüstrasyon
Deli Gücük; tam sayfa çizimleriyle bir illüstrasyon kitabı, sadece yazıdan oluşan kısımlarıyla bir öykü kitabı ve diğer bölümleriyle bir çizgi roman... Yani elimizdeki albüm çeşitlilik duygusundan nasibini almış, disiplinler arası olabilen, farklı boyutlar eklenerek zenginleştirilmiş bir çalışma.

Zevkler ve renkler tartışılır. İki albümdeki tüm çizimler arasından beni en çok etkileyen birinci albümün kapağının da çizeri olan Korkut Öztekin’inkiler oldu. “Son Saat” öyküsündeki bu çizimlerin her karesi büyütülüp duvara asılacak kadar iddialı bence. Ama Korkut Öztekin’in çizimlerinden bile güzel olansa, her macerada ayrı bir çizim tarzıyla karşılaşmak...

Hakan Bıçakçı
Birgün Kitap, 24.4.2010


İlüstrasyon: Turgut Demir

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...